Çocuklarıma ve torunlarıma sadece toz bırakmak istemiyorum

Afrika’daki yağmur ormanları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Son yıllarda Afrika’da doğal yaşamın kaynağı sayılan bu ormanlar ya çiftçiler tarafından yakılıyor ya da ağaçlar kesilerek yok ediliyor. Ormanların yok edilmesi ise iklim değişimine neden oluyor.

Afrika, beyaz adamın işgaline kadar Büyük Sahra Çölü dışında yemyeşil ormanları ve akarsuları olan “Kara bir kıta” değil, yeşili daha çok olan bir kıtaydı. Önce kereste için ormanları yok edildi. Sonra altın, bakır ve diğer madenler için suları. Beyaz adam Yeşil Afrika’yı kara kıtaya çevirdi. Şu yandaki fotoğrafa lütfen çok iyi bakın. Kara Kıta’da halen altın çıkarılan bir yerin son halinin fotoğrafı:

“Tau Tona altın madeni dünya altın üretiminin yarısını karşılayan Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yer almaktadır. Yaklaşık 3585 metre derinliğe sahip olan madende toplamda 800 kilometre uzunluğunda tüneller bulunmaktadır. Yeryüzünden tünel dibine inmek yaklaşık 1 saat sürmektedir.”

Şu fotoğrafa iyice bir bakın Allah aşkına, burada bir tek yeşil ağaç var mı? Ağaç olması da mümkün mü?

İşte, Murat Dağı’nı da “Tau Tona” gibi yapmak istiyorlar. Dağlarından yağ akan, ovalarından bal damlayan Ege Bölgesi’ni “Kara Kıta Afrika” yapmak istiyorlar.

İnsanlarının yüze 40’ının okuma yazma bilmediği, milyonlarcasının tarih boyunca köle olarak alınıp satıldığı, bu çağda kıtada yaşayan insanların yarısının hastalıktan ve açlıktan öldüğü kara kıta Afrika.

Vatanını, milletini sevmek, lafla olmaz. Vatanın seven toprağına, taşına, kurduna, kuşuna ağacına, çiçeğine, böceğine sahip çıkmakla olur.

Anadolu’ya ve kıble sözüne adını veren Ana Tanrıça Kıbele’ye, Murat Dağı’na adını veren Erenlerden Murat Dede, vatanı için başını veren Çeçeli Kara Murat’a ve burada kabirleri bulunan tüm Alp erenlere sahip çıkmakla olur.

Murat Dağı’na sahip çıkmak, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaktır. Anadolu’ya sahip çıkmaktır.

Bu mücadele, sadece “Murat Dağı Tau Tona” olmasın mücadelesi değil, “Cennet Anadolu Kara Kıta Afrika” olmasın mücadelesidir.

Benim mücadelem; yemyeşil ormanı, rengârenk çiçekleri, buz gibi suları, şifalı kaynakları, bembeyaz karı ve yaşam kaynağım olan havası ile atalarımdan emanet aldığım Murat Dağı emanetini nasıl aldıysam çocuklarıma aynı şekilde bırakmak arzusundandır.

Aksi takdirde gelecek nesillere bırakabileceğimiz tek miras “TOZ” dan başka bir şey olmayacaktır.

DEVLETE RUHSAT NE GEREK?

Benim güzel ve şanssız memleketim Uşak’a 30-35 yıldır saniyeleşme uğruna bir çevre katliamı yaşanıyor. Üç otuz paraya iş bulan işçiler, gözü doymaz sanayici ve iş adamlarının bu katliama ses çıkarmamasını, il yöneticilerinin “Aman tarikatları cemaatleri karşımıza almayalım. Hem vatandaşa ekmek veriyorlar” kaygısı ile göz yummalarını anlarım da;

Murat Dağı’ndan doğan Banaz ve Gediz Çaylarının suyundan bereket bulup tarım yapan köylülere ne demeli? Şimdi “Çaylar dereler kirleniyor” diye figan ediyorlar ama geçmiş olsun.

Ulubey Deresi gitti. Şimdi Banaz Çayı var. Burada daha önce çevredeki mermer ocaklarının pis suları kirletiyordu. Sonra balık çiftlikleri derken Yayalar Köyünde büyük baş hayvan çiftliği çıktı.

Yaklaşık 2 bin sığırın yetiştirildiği bu çiftliğin enteresan bir öyküsü var. Sivaslı Kaymakamlığı ve İlçe Köylere Hizmet Götürme Birliği bir sosyal proje olarak iyi niyetle kurmuş. Beceremeyince özele devretmiş. Bir dönem AK Parti yönetimlerinde yer alan ve aday adaylığı ile adından çok söz ettiren işadamı F.Ö. işletmeye başlamış. Arıtmalarla ilgili herhangi bir tesisi olmayan çiftliğin pis suyunu F.Ö. de köylülerin iddiasına göre boru uzatarak Banaz Çayı’na vermiş.

İl Genel Meclisi Mehmet Nacar’a hafta içerisinde düzenlediği basın toplantısında,”Kaymakamlık yaptığında burada gerekli arıtma tesisi yapılmamış mıydı?” diye sordum. Soruma verdiği cevap çok ilginçti. “Biliyorsunuz, devlet önce yapar. Arıtma ve diğer tesisler arkadan gelir.” Ne diyeyim? Bilmem ki.

Geçtiğimiz hafta, Banaz Çayı boyunca tarım ve sulama yapan köylüleri tek tek dolaşarak görüştük. AK Partili, CHP’li, MHP’lisi hepsi de hayvan çiftliğinin korunup ve kollandığına, devletlin bir şey yapmadığına inanıyorlardı. Hafta sonu bu inançları yerle bir oldu. Devlet olaya el attı.

Banaz Çayı’nı kirleten bir başka unsurda, köylülerin biriktirdiği fosseptik çukurlarını çaya boşaltmaları olarak iddia edildi. Hatta bununla ilgili köylülerden duyduğum bir olay tam merhum Aziz Nesin’lik dedirtecek cinsten. Tabi ben köylülerin yalancısıyım.

Efendim olay şu: Yayalar Köyü ahalisi fosseptik çukurunda biriktirdikleri kendi pisliklerini çukur dolunca, “Bir defadan bir şey olmaz” deyip yararak Banaz Çayı’na akıtmışlar. Tabi sıvı kısmı kalmış ama katı pislikleri kalmış. Su almayınca da temelli pisliğe batmışlar.

Kıssadan Hisse: Bu ülkenin köylüsü, emekçisi ne yapsa burnu pislikten kurtulmuyor.

 

AZDA OLSA UMUT VAR

Hafta sonunda ise bana keyif veren bir gelişme oldu. Uşak Valiliği internet sitesinde, Banaz Çayı Kirliliği ve Murat Dağı’nda siyanürle altın arama olayının incelenme altına alındığı bilgisi yer aldı.

Uşak Valisi Sayın Salim Demir’in ayağının tozu ile vatandaşların taleplerine eğilmesi ve cevap vermesi gerçekten güzel bir olay. Bana da büyük keyif verdi. Bir önceki hafta da “vatandaş-Devlet Buluşması”nı Uşak’ta ilk kez gerçekleştirmiş, çevre sorunları burada da kendisine iletilmişti.

Banaz Çayı kirliliğini önleyeceğine inancım tamdır. Ancak Murat Dağı konusunda Sayın Demir’in yapacağı şeyler çok sınırlıdır. Çünkü siyanürle altın arama işi Kütahya-Gediz topraklarında yapılmaktadır.

Benim açımdan Sayın Demir’in vatandaşın sesine kulak vermesi ve devlet adına olaya el atması çok sevindirici bir gelişmedir. Ancak farkında mısınız bilmiyorum, tehlike aynen devam ediyor.

Uşak ve Ege’nin yok olmaması için bu kadim toprakların gerçek sahipleri olan bizler sahip çıkmalıyız.

SERVET KUŞ NEDEN UÇTU?

Sürprizlerle dolu geçen bir haftanın önemli bir olayı da AK Parti İl Başkanı Servet Kuş’un İl başkanlığından istifası ve kongrede aday olmayacağını açıklaması oldu. 16 Nisan referandumunda Türkiye’de “Evet”, Uşak’ta “Hayır” çıkmasının ardından, AK Parti teşkilatının görevinden alınacağı yönünde söylentiler olduğu için bu istifa sürpriz olmadı.

Uşak kamuoyunda Kuş’un istifasının genel merkez tarafından istendiği algısı var. Ancak, kuşlarım bana öyle söylemedi. Servet Kuş’un iki haftadır istifasını genel merkeze kabul ettirmek için uğraştığını, genel merkezin, “Senden memnunuz, devam et” dediğini fısıldadılar. Kuş, iki yıllık başkanlık döneminde yıpransa da bana göre büyük düşündüğü için istifa etti.

Büyük bir ihtimalle Servet Kuş’u 2019 seçimlerinde milletvekili aday adayı görebiliriz.

AK Parti’den söz açılmışken, malum 3 Temmuz itibarıyla tüm Türkiye’de olduğu gibi Uşak’ta da kongre süreci başladı. Kulislerde şu anda İl başkanlığı için Uşak siyasetinin en eskilerinden İbrahim Yılmaz Ağabeyimizin adı dillendiriliyor. Ağır sağlık sorunları yaşadıktan sonra (Büyük geçmiş olsun) İbrahim Ağabey’in siyasete dönmesi ile Uşak siyasetine renk katacaktır diye düşünüyorum.

Sadece AK Parti değil, CHP’de kongre sürecine girdi. Burada da kazanlar kaynamaya başladı. Milletvekili taraftarları, il başkanı taraftarları, gruplar, grupçuklar, ilçe, il başkanlıklarını ele geçirmek için var güçleri ile çalışıyorlar.

UŞAK’IN MİLLETVEKİLİ YOK

Kim söylemiş? Bilmiyorum ama gerçekten 3. Sınıf ülkelerin 3. Sınıf insanları için varsa yoksa siyaset, futbol, dedikodu hayatlarına anlam kazandırırmış.

Uşak’ta Milletvekilinin bir tek amacı var: “önümüzdeki dönem 5 yıl daha seçilmek”

İl Başkanı ilçe Başkanının bir tek amacı var: “Belediye ya da vekil adayı olabilmek.

İl ilçe yöneticilerinin bir tek amacı var: “Delege ağası olup partisi iktidarsa yağlı lokmalar kapmak.

Halka hizmet yok, halkın sorununu çözmek yok. Derdine derman olmak yok.

Murat Dağı’nda ne oluyor? İlgilenmek yok.

Banaz Çayı, Ulubey Deresi, Gediz Nehri neden kirleniyor? Soran yok.

Ben nasıl vekil diyeyim böyle vekile? Nasıl başkan diyeyim böyle il başkanına?

İster yağmur yağsın isterse dolu, ben ummana daldıktan sonra.

 

 

SAYFA 6 MAN köşe. jpg

239 toplam okunma, 1 günlük okunma

Yorum Yap