“Halk olmadan bir şey yapılmaz” diyen Uşak Valisi Salim Demir

Basın hayatımda koca 30 yıl geçti. Bu 30 yılda acısı ve tatlısıyla 13 vali ile çalıştım. Yaşayanlara uzun ömür ve başarılar, Hakk’a yürüyenlere Allah’tan rahmet dilerim. Yeni valimiz Sayın Salim Demir, Uşak’ta basın mensubu olarak gördüğüm 14. vali olacak.
Geçmiş dönemde ilimize hizmet eden valiler içerisinde beni en çok etkileyen şu an Ordu Valisi olan Sayın Seddar Yavuz olmuştu. Yavuz makama oturur oturmaz beni şok eden ve hayranlık uyandıran şu sözleri söylemişti: “Ben buraya valilik yapmaya değil, kimsesizlerin kimi, garip gurabanın sahibi olmaya geldim.”
Oldu da, 2014 Şubat ayında geldi. 2015’in Ağustos ayında Muş Valisi olarak atandı. (Atanmasında FETÖ parmağı şüphesi var gibi. Çünkü, Sayın Yavuz’un FETÖ ile ilgili Türkiye’de ilk davanın Uşak’ta açılmasında büyük rolü olduğunu düşünüyorum.)
Sayın Seddar Yavuz Valim, ilk kez valilik yaptığı kentte 16 ay gibi kısa bir zamanda kafasında yapmak istediği projeleri hayata geçirecek zamanı bulamadı. Bir tek Ulubey Kanyonları’ndaki i cam terası tamamlayabildi. İsterse hiçbir şey yapmasın. Ne gam? Tüm Uşaklının gönlünü yaptı ya canlar. Seddar Valim daha ne yapsın?
Neyse, bu konuya başka bir yazıda değinelim. Sayın Demir, Sincan Kaymakamlığından Uşak’a vali olarak geldiği gün, Uşak’ı Ege’nin incisi” ve Huzur şehri” olarak tanımlayarak gurumu okşamıştı.
Sayın Salim Demir benim, Uşak ile ilgili olumsuzlukları nasıl gidereceğini sormam üzerine şöyle bir cevap vermişti: “Her şeyden önce aceleci olmamak gerekir. Konuşmamda belki genel hatları ile geçmiş olabilirim ama daha ayrıntılı belirtmem gerekirse biz hizmet anlayışımızda ihtiyaçları belirleyip hizmetlerin kamuoyu nezdinde onların ne kadar istendiğini veya istenmediğini ölçüp biçtikten sonra hizmete başlamamız veya devam ettirtip ettirmemiz gerektiğine karar vermeliyiz. Niçin? Derseniz, o hizmetlerin başarılı bir şekilde sürdürülmesi ve kalıcı olabilmesi için kamuoyu desteği şarttır. Biz buna bakarız. Kamuoyunun nabzını tutarak hizmet üretiriz.”
Yani,”Halk olmadan bir şey olmaz. Halka sorulur. Halk isterse her şey olur, istemezse olmaz” demeye getiriyordu. Halkı doğrudan yönetime katan bir vali profili çizdi zihnimde. Devleti temsil eden, devlet otoritesini halkı lehine kullanmak isteyen kısacası halk ve devleti yakınlaştıran bir yönetici olacağını düşündüm.
POS BIYIKLI İRİ YARI OTORİTER BİR VALİ BEKLİYORDUM
Ne yalan söyleyeyim? Sayın Demir’in Uşak’a atandığını duyunca internetten gördüğüm fotoğraflarında pos bıyıklı böyle iri yarı sert bir yönetici şeklinde tahminde bulunmuştum. Aracından indiğinde babacan, önce karşısındakini dinleyip sonra sözünü söyleyen sevecen ve güler yüzlü bir vali buldum.
İkinci karşılaşmamız, geçtiğimiz Cuma valilik binasında düzenlediği basın ile tanışma toplantısında oldu. Burada da hep bizleri konuşturdu. Uşak’ın sorunlarını basının gözünden öğrenmek istediğini söyledi. Dilimiz döndüğünce anlattık. Ben tabi hemen Murat Dağı’nda altın arama çalışmalarının başta Uşak olmak üzere tüm Ege’yi olumsuz etkileyeceğinden falan bahsettim. Demesin mi? “basın mensubu olarak bana Uşak’ın sorunlarını yazılı olarak iletirseniz çok sevinirim?”
Allah Allah başıma küller, bir vali basından Uşak’ın sorunlarını öğrenmek istiyor. Demek ki yerel basına önem veriyor. Bu tavrı da beni çok etkiledi.
Üçüncü buluşmamız Uşak Gazeteciler Derneği Başkanı ve yönetimi olarak randevu alıp makamında ziyaret etmemiz sırasında gerçekleşti. Gayet samimi ve verimli bir ziyaret oldu.
Hani derler ya; “Ayının 10 türküsü varmış, 9’u ahlat üzerine” ben yine “Fırsat bu fırsat” deyip Murat Dağı’nda altın arama çalışmalarının bu güzel dağı yok edeceğini ve Ege Bölgesi’nde 2 milyon kişiyi etkileyecek bir su sıkıntısı yaşanacağından bahsettim. Valim sağ olsun konuyu yakından takip edeceğini söyledi.
Kayserili olduğu için insandan iyi anladığını, Kayserililerin başladığı bir işi bitirmeden bırakmadığını esprili bir şekilde bizlere söyledi. Oldukça samimi ve esprili bir ortamda ziyaretimizi tamamladık.
AMBALAJINDAN YENİ ÇIKMIŞ JİLET GİBİ
Ben, bu üç görüşmeden sonra yeni Uşak Valisi Sayın Salim Demir hakkındaki izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:
1- Demokratik bir tavır sergiliyor. Mimikleri ve jestleri ile karşındaki insana önem verdiğini belli ediyor. Bu tutumu devlet ile vatandaş arasında bir sıcaklık doğuracaktır diye düşünüyorum.
2- Konuşmadan çok dinlemeyi seviyor. Karşısındakini dinledikten sonra edindiği bilgilerin ışığında düşüncesini paylaşıyor.
3- Samimi ve esprili bir yaklaşım sergiliyor. İnsana güven telkin eden bir yapısı var.
4- Özgün bir kişilik, sıradan olmayı sevmiyor. Samimi ve içten yaklaşımı ile fark yaratıyor. ( Teveccüh edip bizimle paylaştığı düşünce ve projelerini burada sizlerle paylaşamıyorum. Çünkü kendisi de bize güvenerek “off the record” yani kayıt dışı olarak yapmak istedikleri projeler hakkında ipucu verdi.)
Yeni Valimiz hakkında benim sizlerle paylaştığım bu izlenimlerimden,”Uşak pamuk şekeri gibi bir valiye sahip oldu” gibi bir sonuç çıkarırsanız büyük hata edersiniz.
Her ne kadar kaymakamlıktan geldi ise de Samsun Merkez Atakum, Ankara, Sincan gibi nüfusu 500 binleri aşan Uşak’ın bir buçuk katı büyük ilçelerde yöneticilik yaptığı için deneyimi fazla.
Üzerine en iyi sarraf, kuyumcu ve işadamların çıktığı Kayseri ilinden olduğunu da eklersek; bana göre yeni valimiz ambalajı yeni açılmış jilet gibi. Çeliğinin parlaklığı göz kamaştırıyor.
“O kadar Kız var mI?”
Söz valilerden açılmışken Uşak’ta 1995-1999 yılları arasında valilik yapan Sayın Kadir Uysal ve çok sevdiğim ve Uşak’ı büyük hizmetleri olan dönemin Uşak Belediye Başkanı Erhan Akçay ile benim aramda geçen gerçek bir olayı anlatmak istiyorum.
Sevgili Erhan Akçay Başkanım’ a Allah uzun ömürler versin, kendisi 1994 yılında Doğru Yol Partisi (DYP)’nden Uşak Belediye Başkanı seçilmişti. 5 yıl su gibi geçmiş 1999 yerel seçimleri kapıya dayanmıştı. Aynı zamanda Milletvekili seçimleri de birlikte yapılacaktı. Yani ortalık karışık, aday sayısı çok, her parti iddialıydı.
Erhan Başkanım da yaptığı güzel hizmetlere güvenerek DYP’den yeniden başkan adayı oldu. O yıllarda Akse Yolu’nda bir genelev vardı. Bütün Uşak’ın baş belasıydı. Şehrin ortasında bela gibi kalmıştı. Burada çalışan kadınlar, açık seçik elbiseleriyle şehir merkezinde dolaşır, ilk kez milli olmak isteyen gençler ve kart zamparalar , “Bir tanıdık görürse rezil olurum, karım duyar” gibi nedenlerle gidemezdi. Bu yüzden kerhanecilerin de işi kesattı. Para kazanamıyorlardı. Bu genelev Uşak’ın başını ağrıtıp kimseyi memnun edemiyordu.
Erhan Başkanımın gözü karaydı. Dağdemirler Yolu üzerine şimdiki genelevlerin yapılmasını sağladı. Seçimlerde prim yapmak için de belediye hoparlöründen durmadan Akse Yolundaki genelevin Pazar günü yıkılacağını anons ettiriyordu.
Bir haber için ben de kameramanım Ali ile valilik makamındaydım. Yine esprili bir ortam vardı. Vali Sayın Kadir Uysal, bana Erhan Başkanın faaliyetlerini nasıl bulduğumu sordu. Ben de iyi bulduğumu söyledim ve ondan sonra film koptu. Aramızda üçlü olarak şu konuşma geçti:
Ben; – “Sayın Valim başkanımız iyidir hoştur da çok kötü bir şey yaptı”
Vali Uysal; “Ne yaptı?”
Ben; – “Valla ben söyleyemem. Utanırım kendisi söylesin.”
Erhan Başkanım; – Ne yapmışım? Lafı geveleme de söyle.”
Vali Uysal; – “Söylesene ne yaptı?
Ben, – Valla Sayın Valim, belediye hoparlöründen tüm Uşak’ı Pazar günü bir yere davet etti.
Erhan Başkan (Lafın nereye geleceğini anladı ve bana kızdı) – Bana bak P..ştluk yapma lan.
Vali Uysal; – “Nereye davet ettin Erhan Başkan?
Erhan Başkanım (Çok kızgın); – Genel ev yıkımı var Sayın Valim. Pazar günü bütün Uşak’ı geneleve davet ettim. Sizde buyurun gelin.
Vali Uysal; – “Yapma ya o kadar insana yetecek kız var mı?
Kırmızı gül olsan har olamazsın
Azrail olsan da can alamazsın
Dünyayı kalbura koysan elesen
Yalçın Atlı gibi yönetici bulamazsın.”
Onu 2012 yılının kasım ayında Dörtyol’daki Devlet Hastanesi Yemekhanesi’nde bir basın toplantısında tanımıştım. Uşak’a yeni atanmıştı. Gencecik bir uzman doktordu. Üç ay içerisinde koca devlet hastanesini bugünkü yerine taşıdı. Bazı geceler yanına giderdim. O koca üç ay nerdeyse hiç uyumadan hastaneyi başarı ile taşıdı.
Sağlık hizmetlerinde biz Uşaklılara 5 yıldız lüksü yaşattı. Personeli arasında hiç siyasi görüş vs. gibi kriterlere değil, liyakate baktı. Hepsine eşit davrandı. Yüzünde gülümseme eksik olmadı. Samimi candan bir kardeşimizdi.
Tabi her başarılı ve güzel iş yapan insanlar gibi Uşak KHB Genel Sekreteri Uzm. Dr. Yalçın Atlı’da mükâfatını aldı. Nasıl mı? Bakanlığa şikâyet edilerek. Peki, niçin şikayet edildi? Kadına kıza mı asılmış? Devletin parasını mı yemiş? Eşine dostuna mı peşkeş çekmiş? Siyasi, mezhepsel, etnik ve ayırımcılık mı yapmış? Hayır.
Ya ne yapmış Atlı? Yetersiz gördüğü iktidarın yandaşlarını işe almamış. İktidara yamanıp ihale almak isteyen şirketleri yetersiz görüp hizmeti en iyi üreteceğine inandığı firmalara vermek istemiş.
O vakit kurulmuş cadı kazanları, bakanlığa şikâyetler, soruşturmalar. Yılın KHB Sekreteri seçilen ve Uşak’ın Türkiye’de hasta memnuniyetinin en doruğa çıktığı il olmasını sağlayan bu başarılı ve genç adamın çıkarına ters düşen rantçı kesimler tarafından kellesi istenmekte.
Tamam çıkarınıza ters düştü diye bu genç adamın kellesini alacaksınız, anladım da bari adam gibi doğru dürüst bir suç uydursaydınız. Şöyle rüşvetçi, terörist, sapık gibi, şikâyet ettiğiniz bakanlık bile bu genç adamın neyle suçlandığını anlamakta zorluk çekiyor.
Üzülme çocuk, bazıları toprağa bazıları yüreklere gömülürmüş. Uşaklı olarak senin başarılarını ve hizmetlerini her zaman hayırla yâd ederken, seni çekemeyip görevden aldıranları lanetle anacağım.

252 toplam okunma, 1 günlük okunma

Yorum Yap