Prof. Dr. Ahmet Akgündüz; “Fetullah Gülen Kur’an’a Karşı Gelmiştir”

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz; “Fetullah Gülen Kur’an’a Karşı Gelmiştir”

Uşak Üniversitesi’nde “15 Temmuz İhanet Darbesi ve İslamın Geleceği” başlıklı konferansın konuşmacısı Prof. Dr. Ahmet Akgündüz,  Fettullah Gülen’in Kur’ana karşı gelerek haram işlediğini belirtti.

Akgündüz, 15 Temmuz darbe girişiminin Kur’an’a göre haram olduğunu ayetlerden örnek vererek anlattı. Akgündüz, Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi’nde bahsedilen, 9’uncu ayet ve Enfal Suresi’nin 33 ve 34’üncü ayetinde görüldüğü gibi, 15 Temmuz darbesi ise insan öldürme, mal yağmalama, Meclisi bombalama gibi eylemlerin açık bir haramilik olduğunu, Fetullah Gülen’in haramiliğine kanıt olarak sundu.

REKTÖR ÇELİK; “UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ”

Mustafa Kemal Paşa Anfisi’nde düzenlenen konferansın açılış konuşmasını yapan  Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sait Çelik, “Bu işgal girişiminde yer alanlar, CIA’nin dizinin dibinde yaşayan ve 40 yıldır besleyip büyüttüğü küresel bir taşeron olduğu ortada. Halkımız 15 Temmuz’da yaşanan olayın çok erken farkına vararak, birlik beraberlik ruhu ile önüne geçti. Bunun sinsi bir versiyonunu Gezi olaylarında ve 17-25 Aralık’ta yaşadık. Darbe girişimi millet tarafından birlik ve beraberlik ruhu ile engellendi. 15 Temmuz darbe girişimini İslam tarihi açısından dönüm noktası sayılabilecek bir olay olarak nitelendirebiliriz. Nasıl oldu da eğitim gönüllüsü olarak lanse edilen ve hep sağdan yaklaşan bir yapının dış güçlerin, sömürgeci güçlerin emri altında hareket ettiği fark edilemedi. Bunun analizlerinin yapılması gerekiyor. Analiz edilerek geleceğe ışık tutulması gerekiyor. 15 Temmuz’da deşifre olan bu örgütün parmak izlerine, terör hadiselerinde ve son olarak Rusya Büyükelçisi Karlov’un katledilmesinde rastlıyoruz. Milat sayılabilecek bir kalkışmayı sürekli gündemimizde tutmaya gayret ediyoruz. Uşak Üniversitesi olarak anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Unutmadık ve unutturmayacağız” dedi.

“HER ŞEY GEZİ OLAYLARI İLE BAŞLADI”

konferansın konuşmacısı Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana yaşanan darbe girişimlerinden örneklerle sunumuna başladı. Akgündüz, Cumhuriyet dönemindeki darbe ve kalıkışmalrdan da örnekler verdikten sonra yakın tarihteki darbe girişimlerine “Gezi Olayları” ile şöyle giriş yaptı:

“Birinci söyleyeceğim şu: Bir defa, 15 Temmuz darbesine “birinci darbe” demek yanlış. Birinci darbe, Gezi olaylarıydı. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız çok açık bir şekilde “Mesele 8 ağaç meselesi değil, Türkiye’yi Mısır gibi yapma teşebbüsüydü.”

Şimdi, gelelim 15 Temmuz darbe teşebbüsüne. Bana göre bu, önemli bir savaş geçilmiş gibi bir olaydır ve bu milletin -gerçekten de bütün millet olarak diyorum- gayretiyle bu bertaraf edilmiştir ve ikinci kurtuluş savaşı gibidir. Birinci bunu söyleyeyim.

Gelelim ikinci noktaya, ondan sonra geçeceğim: Üzülerek ifade edeyim, bu 15 Temmuz darbe teşebbüsünü, ihanet darbe teşebbüsünü fırsat bilerek meseleyi bütün dinî cemaatler ve tarikatlara genelleme yapmak isteyenler var.

Üçüncü nokta ise üzülerek ifade edeyim: “Bu 15 Temmuz hareketi, FETÖ ihanet darbesi ile bütün kırmızı kitapları okuyanlar aynıdır.” diyerek Risale-i Nur cemaatini sanki bu FETÖ’yü desteklermiş gibi gösterenler var, buna da karşı olduğumu ifade etmek istiyorum.

“15 TEMMUZ’UN ARKASINDA AVRUPA VE ABD VAR”

Geliyorum başka bir konuya, o da şu, soracağınız soruları az çok biliyorum: Acaba bu ihanet şebekesini tertip edenler kimler? Bu soruya cevap vereceğim. Dinledim bir kısım konuşmacıları. Şunu bilmenizi istiyorum: Hollanda’da on altı senedir yaşayan biri olarak, küçük de olsa bir üniversitenin rektörü olarak müşahedem şudur: Bir defa, koordinatör, bir kısım Amerika ve Avrupa’daki devletlerin bilinmez organlarıdır. Bunda benim hiç şüphem yok. Bakınız, darbe gecesi başta Fas olmak üzere, bütün İslam âlemi Türkiye gibi ağlamış, neticenin menfi olmamasını beklemiştir, dua etmiştir ama Hollandalıların yüzde 70’i acaba Türkiye’deki darbe ne zaman başarılı olacak diye müjde beklemiştir ama Allah bu memleket halkının duasını kabul etmiş ve onları rezil etmiştir.

Ben bir şey söyleyeyim: İki hafta önce Obama’nın himayesinde düzenlenen bir diyalog konferansına bizde katıldık. Orada bir profesör -Beyaz Saray’ın danışmanı maalesef- söylediği cümle şudur: “Biz bu darbeyle,başarısızlık olmakla partnerlerimizi kaybettik.” diyor. Wilders da –ki Hollanda’daki İslam düşmanı partinin Genel Başkanıdır- çok açık bir şekilde “Dünyada en çok üzüldüğüm şey, bu darbenin başarılı olamamasıdır.” diyor.

Peki, ikinci grup kimdir koordinatörlerden sonra? Tamamen lokomotif ve dolgu maddesi olarak FETÖ grubu kullanılmıştır. Ben şunu bilmenizi isterim: Bakın, ben bunu Sayın Cumhurbaşkanımıza da anlattım yani çok tehlikeli bir hareket beklediğimizi söyledim. Bana “İki üç ay önceden Hollanda’daki hiçbir FETÖ mensubu yaz tatiline gelmemiştir.” dedi. “Neden?” diye sorduğumda, “Temmuzun ortasına doğru bayram yapmaya…”

Arkadaşlar, bu darbeyi organize edenlerin bir kısmı da sadece FETÖ değil, devlet düşmanı ve özellikle de Avrupa devletlerinin kanalizasyonuyla hareket eden ister paşa, ister albay, ister devlet memuru, bu çevredir ve Avrupa ve Amerika’yı asıl üzen de FETÖ’den ziyade, bunların bu darbe teşebbüsüyle ortaya çıkmasıdır; bunu da ifade edeyim.

“DARBENİN HADEFİ T.C VE CUMHURBAŞKANI OMUŞTUR”

Bir soru daha var. “Acaba bu darbenin hedefi neydi ve kimlerdi?” Benim şahsi kanaatim, hedefi tüm Türkiye’dir. Doğrudur, Cumhurbaşkanımızı hedef göstermişlerdir veya Hükûmetin bir kısım işlerini hedef göstermişlerdir. Ama, en güzel cevabı “NRC” denilen Hollanda’nın en önemli gazetelerinden biri olan gazetede makalesi çıkan Profesör Zürcher’in şu tespitidir.Profesör Zürcher, Türkiyat Profesörü.

Şunu bilmenizi isterim ki; i o profesör aynen şunu söylüyor, iki sayfalık bir makale yazdı darbeden sonra, diyor ki: “Bu darbeyi yapmaya teşebbüs edenleri destekliyoruz. Başarılı olmadıkları için de üzülüyoruz.” Sebebi de üçtür.

Bir: Çünkü Tayyip Bey ve Hükûmeti Türkiye’de İslami değerleri ve normları hâkim kılmak istiyorlar. Maneviyatı artırıyorlar.

İkinci sebep, bu da çok önemli: Çünkü Türkiye’de bu idare, şu andaki iktidar namaz ve ibadet yerlerini çoğaltıyorlar, Cami ve mescit sayısı artıyor.

Üçüncüsü de içki içilecek yerleri azaltıyorlar diyor.

Dördüncü sebep de “Türkiye bize muhtaç olmaktan uzaklaşıyor.”

Şimdi, buna cevap veren bir milletvekili şu cümleyi söyledi, dedi ki: “Biz Hristiyan değerlerini burada hâkim kılmaya çalışmıyor muyuz? Biz içkiyi azaltmak istemiyor muyuz?” Yani bizden önce o cevap verdi. Bunu arz ediyorum, yeterli görüyorum.

“FETUULAH GÜLEN HZ. İSA OLDUĞUNU İDDİA ETTİ”

Geliyorum bir diğer noktaya, FETÖ’nün panoramasına. Bunu dikkatle -ümit ederim faydalanacaksınız- dinlemenizi arzu ediyorum. Birincisi şu: Biliyorsunuz, ben 53 bin devletin arşivlerindeki belgeye dayanarak Bediüzzaman’ın hayatını 6 ciltte yazdım, 1962’ye kadar getirdim. Bu 1962’ye kadar olan yılda Fetullah Gülen’in yeri ve ismi yoktur çünkü sebebini biliyorum. Cevabı şudur buna, kendi söylüyor: “Çünkü Bediüzzaman Kürt’tür, ben de Kürtleri sevmem.” diyor, gayet açık. Bunu söylüyor. Daha sonra, 1965’li yıllarda Muzaffer isimli Bediüzzaman’ın talebeleri tarafından Risale-i Nur tanıtılıyor buna. Bunu anlatıyorum, ta ki tarihçesini öğrenelim, bakalım nerede problem çıkmış. Bunun üzerine sıra geliyor 1971 darbesine, darbe teşebbüsüne. Risale-i Nur’un avukatı olan Avukat Bekir Berk’le beraber çok sayıda, 150’nin üzerinde Nur talebesiyle birlikte 5-6 tane Fetullah’ın arkadaşı İzmir Sıkıyönetim Mahkemesinde tutuklanıyor. Avukat tutuyor Nur Cemaati.

Bunun üzerine söylediği cümle şu: “Ben Nurcu değilim. Nurcuların avukatı beni asla savunamaz.” O hadiseden sonra Risale-i Nur talebeleri, Bediüzzaman’ın önemli talebeleri başta olmak üzere artık Fetullah’ın lehinde bir olay yok, bütün Nur talebelerinin kurduğu hizmet vakfı var, hâlâ var ve bu vakfın üyesidir Fetullah Gülen. Artık bu olaydan sonra Fetullah Gülen bu hizmet vakfından da ayrılmıştır. Ve sene 1970’li yıllar, bura çok önemli bir nokta. Burada çok kıymetli ilahiyat profesörü arkadaş da var. Şimdi bizatihi ben imam-hatipte talebeyim, daha sonra İslami ilimlere başladım. 1978’de Fetullah Efendi’nin en yakın ve âlim talebelerinden -ismini vermek istemiyorum- birisiyle yatsı namazını Gaziantep’teki bir evde kıldık. Bana nasihat etmeye başladı, Fetullah Gülen’in Hazreti İsa olduğunu… Ben de o beyefendinin kardeşiyle birlikte karşı çıktık, sabah namazına kadar mücadele ettik ama ne o bizi ikna edebildi ne de ben onu ikna edebildim. Yani böylece manevi bir zırha büründü kendi çevresi tarafından. Ama bu Hazreti İsa olayı Risale-i Nur Cemaati’ni ondan şiddetle uzaklaştırdı ta 1980’e kadar. 1980 ihtilali olunca Fetullah Gülen’in ne İsa’lığı kaldı ne Musa’lığı kaldı çünkü Hazreti İsa’ysa tutuklanmaması lazımdı. Böyle bir sıkıntı yaşadık. Ve nihayet Rahmetli Özal iktidara gelince onun kaçak vaziyeti ortadan çıktı yeniden, biliyorsunuz, yurt açmaya, okul açmaya başladı ve başarı hızla yükseldi. Artık her tarafta Bediüzzaman’ın talebelerinin ismini verdiği okullar Zübeyir Gündüzalp gibi, Mustafa Sungur gibi yurtlar açmaya başladı, bunu benden iyi biliyorsunuz. Ve ne acıdır ki yüzde 10’a ulaşmayan Nur Cemaati bu sefer “Bediüzzaman’ın vazifesini artık Fetullah Gülen üstlenmiştir.” diye… Yani hatta beni de tenkit ediyorlardı ben karşı çıktığım için çünkü aslını biliyorum. Ve iki şey vardı, bir: Fetullah Hoca artık Hazreti İsa değil Hazreti Mehdi’ydi, bu çok önemli bir nokta. Ve Bediüzzaman’ın bir mektubunda “Benden sonra gelecek zat/zatlar…” diyor. Bediüzzaman’ın bu sözünün Fetullah hakkında olduğunu açıkça ifade ediyordu. Şimdi, bunu takiben ikinci nokta: Nur Cemaati ve diğer İslami cemaatler bunun başarısını görünce -ben iyi biliyorum- ikaz etmeme rağmen herkes bunu alkışlıyordu, hatta siyasi iktidarlar da dâhil. Ecevit’in durumunu biliyorsunuz. Bu AK PARTİ Hükûmetinin de belli bir zamana kadar nelere destek olduğunu biz de biliyoruz ama şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız bunu ifade ettiler, “Bizi aldattı.” dedi çok açık bir şekilde. Ama ben şunu mutlaka iletmek istiyorum: Sene 2005 Aralık. Abdullah Aymaz bana geldi, dedi ki: “Akgündüz, Rotterdam İslam Üniversitesini bizim cemaate devretmeni istiyoruz. Maddi sıkıntı yaşıyorsun, yürütemiyorsun, gel, bize devret.”

Bu, Fetullah Hoca’nın bir numaralı adamlarından. Yani, hem alim hem de takva sahibi bir insan ama maalesef böyle bir teklifle geldi. Ben de kendisine Nur Cemaati’nin yüzde 10’u Hoca Efendi’nin hizmetlerini takdir etse de benim “İslam’a hizmet” prensibimin asla size uymadığını, bu sebeple bu üniversiteyi devretmek yerine kapatmayı tercih edeceğimi… “Peki, neden?” dedi. İşte burası çok önemli bir nokta, dedim ki: “Birincisi şu: İslamiyet’ten taviz vererek İslam’a hizmet edilmez.” Çünkü Hoca Efendi açıkça bana haber gönderdi: “Akgündüz Kur’an’ı ve sünneti açıktan savunduğu sürece bu üniversite kıyamete kadar tanınmayacak.” dedi ve bu haber bütün Anadolu’ya yayıldı.

Burada iki gelişme oldu, burası önemli bir nokta. Bu gelişmelerden biri Risale-i Nur’u sadeleştirme yoluyla tahrifata niyetlendiler, tahrif edildiğine dair bilimsel makalelerim var. Bu olay üzerine Bediüzzaman’ın bütün talebeleri karşı çıktı, istisnasız; şu anda rahmete giden ve Bediüzzaman’ın mirasçısı olan talebeler karşı çıktı. Mustafa Sungur Abi bunu hain olarak ilan etti. Bunun üzerine nur cemaatinin yüzde 95’i tekrar bu adama karşı tavır koymaya başladı.

İkinci kırılma noktası –bunu bilmenizi isterim- dershaneler meselesi oldu. Dershaneler meselesinde –biraz önceki vekilimi kızdırdığım gibi- çok açık, dobra dobra Hükûmeti ve FETÖ hareketini ikaz eden ağır bir makale yazdım. Facebook’un bana gönderdiği mektuba göre 23 milyon kişiye ulaştım. Yani, kesinlikle bu ihtilafın devlet ve milletin aleyhine olduğunu belirttim, bunun üzerine bütün FETÖ grubu artık benim aleyhime her türlü iftirayı yapmaya başladılar, bunu kamuoyundan da takip etmişsinizdir. Burası önemli bir husus. Risale-i Nur cemaatinin farklı bölümleri vardır arkadaşlar, en büyüğü de meşveret grubudur ve yazıcılar grubu vardır, bilirsiniz. Yani, bunların hepsi umumi meşveretlerinde hükûmetin bu dershane meselesinde asla haksız olmadığını, zaten bir iktidarın dershaneleri kapatıp gerçek eğitim yuvalarını hayat geçirmekle muvaffak olduğu, bu sebeple FETÖ’nün niyetinin bozuk olduğu, iktidara sahip olduğu…

Ben bir hadise nakledeyim, bu önemli bir hadise: Ben Sayın Cumhurbaşkanımıza da çok ciddi tavsiyelerde bulundum Başbakanken, hatta 2010 yılındaki referandumda. Bu önemli bir konu, dedim ki: “Sayın Cumhurbaşkanım, Akgündüz’den daha iyi bu cemaati bilen yok, belki siz de benim kadar bilmiyorsunuz. Ne olur, referandumda bunlar partiden 10 kat fazla çalıştılar, bunu biliyorum ama bunun bir sebebi var, devleti ele geçirmek.” O zaman aldığım cevaptan biraz üzülmüştüm ama dedim “Hiçbir devlet kurumunu yüzde 49 bu adamlara teslim etmeyin. Bu adamlar beni öldürmeye teşebbüs ettiler, bu çok açık bir ifade, hatta daha ileri gittiler.

Şimdi geleyim, neden Risale-i Nur cemaati bunlarla karşı karşıya geldi, bunların desteklemedi. İstisnalar kaideyi bozmaz, kusura bakmayın; eğer öyle 17 Aralık öncesi FETÖ’yü destekledi diye suçlarsanız insanları, o zaman ben Millet Meclisinden, bakanlardan bile eleman bulurum, onlara girmeyelim çünkü o dönem Sayın Cumhurbaşkanımız dedi, “Bizi de aldattılar.” dedi, gayet açık.

“FETULLAH GÜLEN VE ÖRGÜTÜ İSLAMA KARŞI GELMİŞ HARAMİLERDİR”

Bakın, Bediüzzaman Mustafa Kemal’e muhalefet etmiş, bunda şüphe yok, İsmet İnönü’yle mücadele etmiş, bunda şüphe yok, hatta Celal Bayar’la anlaşamamış, bütün iltifatlarına rağmen Menderes ona karşı çok şey yapmış -ben 6 cilt yazdım, belgeleriyle, devletin belgeleriyle- ama işte –bu önemli bir nokta- FETÖ’nün yaptığını yapmamış. Bediüzzaman 13’üncü mektupta aynen şöyle söylüyor… Ben bunu Hollandalılara anlattım, dediler ki: “Hocam, bütün dünyaya, dinî cemaatlere, Hristiyanlar da olsa anlatman lazım.” Kilisede vaaz verdim bu hadiseyi. Olay şu: Bediüzzaman diyor ki: “Muhalefet iki kısımdır. Bunlardan birincisi fikren ve ilmen muhalefettir.” Yani siz, iktidar olsun, âlim olsun, bir kurum olsun, buna ilmen ve fikren muhalif olabilirsiniz, hatta açıklarsınız yani nitekim Bediüzzaman’ın bu manada muhalefetleri dolu elimizde; haykırmış, kahramanca haykırmış. Nitekim ben de bazen tenkit ediyorum, tavsiye ediyorum, kırmızıçizgileri aşıyorsunuz diye söylüyorum ama ben ne milletvekiliyim ne bakanım, beni dinleyen var mı yok mu onu da bilmiyorum ama ilim adamı olarak vazifemi yapıyorum. Ha, önemli bir nokta bu, bura önemli, ikinci muhalefet ise siyaseten veyahut da isyan yoluyla muhalefet. Bir defa, isyan yoluyla muhalefet bizim dinimize göre, Kur’an’a göre haramdır. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi’nde bahsedilen ayeti ben hemen söyleyeyim size, 9’uncu ayet bunu açıkça ifade etmektedir, ben ayrıntıya girmiyorum. Ayrıca 15 Temmuz darbesi ise insan öldürme, mal yağmalama, Meclisi bombalama Kur’an-ı Kerim’in –ben ilahiyat açısından konuşuyorum, şeriatı anlatmıyorum, bunu da yanlış anlamayın- Enfal Suresi’nin 33 ve 34’üncü ayetinde görüldüğü gibi çok açık bir şekilde haramiliktir, haramilik. Bura önemli bir nokta. Ne demek harami? Yol kesenler, yol kesen eşkıya. Bunun çok ağır cezası var dinimizde, ben onu açıklamıyorum, biz bir laik devlette konuşuyoruz, Mecliste konuşuyoruz. O hâlde siz bu FETÖ örgütüne teolojik olarak itikadi açıdan “ehli dalalet” diyebilirsiniz ama bir kısım cahil gazeteciler gibi “kâfir” ve “mürtet” diyemezsiniz. Biraz önce dediğim gibi, âlim olur ama Hekimoğlu İsmail’in son açıklaması gibi sapıtmış âlim olur, işte FETÖ gibi ama “kâfir” ve “mürtet” demek kolay değil, İslam âlimleri buna “ehli dalalet” demişler. Peki, ameli açıdan nedir bunlar? Asi, isyankârdır, en önemlisi de haramidir. “Yol kesiyor, adam öldürüyor, devlet mallarını bombalıyor.” bunu demeniz mümkün, münafık da demek mümkün çünkü bunlar tamamen… Ha, ehlidalalet oluşunun sebepleri… Ona zannedersem Din İşleri Yüksek Kurulu girecek. Dediğim gibi, mesela, “diyalog” adı altında, -hocam belki benim kadar, belki benden de iyi bilir- kusura bakmayın, Kur’an-ı Kerim gayet açık bir şekilde Hristiyan ve Yahudilerle diyalog hâlinde olunmasına İslam’dan taviz vermeden imkân tanıyor ama ötekine tanımıyor, demek ki isyan yolu kapalı.

Muhalefetin ikinci misali siyaset yolu. Bediüzzaman’ı özellikle Türkiye’deki bazı dindar siyasetçiler ve ilahiyatçılar anlamamıştır bu noktada. Bediüzzaman’ın dediği şudur: “Eğer bir insan ‘Ben Kur’an’ı anlatıyorum, İslam’ı anlatıyorum -bakın bura önemli- ve din alimiyim.’ diyorsa ve orada siyasi parti gibi davranıyorsa -tam FETÖ örneği- bu doğru değildir.” Ben burada bir cümle nakledeceğim: “Sebebi nedir?” diyorlar Bediüzzaman’a: “Çünkü siyasetin muhalifinde de muvafıkında da Kur’an’a aşık olanlar var.” Öyle mi, öyle değil mi? Hangi parti olursa olsun beş vakit namazını kılan insanlar var, inananlar var. Onun için FETÖ, bu iki noktada, tamamen Risale-i Nur’dan kopmuş ve ayrılmıştır ama onu istismar etmiştir, ona bir şey demiyorum.”

Uşak Valisi Ahmet Okur, Rektör Yardımcıları; Prof. Dr. Osman Nafiz Kaya, Prof. Dr. Sayın Dalkıran, Prof. Dr. Cengiz Soykan,Uşak Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrenciler konferansı baştan sona takip etti.

HABER/SALİH KILINÇ

Sayfa 4 man ahmet (1) Sayfa 4 man ahmet (3)

Sayfa 4 man ahmet (2) 

 

 

2,621 toplam okunma, 2 günlük okunma

Yorum Yap