Uşak Üniversitesi’nde Ütopik Yarışma

Uşak Üniversitesi’nde Ütopik Yarışma

Uşak Üniversitesi İletişim Ttopluluğunun yayını olan ve 2015 Haziran ayından itibaren düzenli olarak üç ayda bir yayınlanan İleti Dergisi, bu yıl ilk kez bir yarışma düzenledi.Uşak Üniversitesi  1 Eylül Yerleşkesi Mustafa Kemal Amfisi’nde düzenlenen törende yarışmaya girenlerin ödülleri verildi.Törene Türkiye’de ki Ütopya Çalışmalarıyla öne çıkan Sadık Usta konuşmacı olarak katıldı.

Ütopya yarışması  Thomas More’un  500. üncü ölüm yıl dönümü nedeniyle düzenlendi.Programa konuşmacı olarak katılan Sadık Usta ” Uşak Üniversitesi’nin düzenlediği yarışmayı ve bu yılki çalışmalarını takdir ettiğini, koca koca Üniversiteler böyle bir şey yapmazken , Uşak Üniversitesinin bunu düşünmesini  ve uygulamasını çok değerli bulduğunu söyledi.

Usta ; Benim için bir sürpriz oldu.Uşak üniversitesi Türkiye’nin  en önemli Üniversitesi değildir ama Ütopya konusunda bu işin öncülüğünü üstlenmesi bu meseleyi en öne alması, bu konuda bir öykü yarışması düzenlemesi, kendisine büyük üniversiteyiz diyen, Üniversitelerin yapamadığı çok önemli bir iş yaptığını çok önemli bir görevi yerine getirdiğini düşünüyorum. BU bakımdan Uşak Üniversitesi çabalarını takdir ediyorum. Onur kardeşime beni buraya davet ettiği, sizinle konuşma fırsatı verdiği için  teşekkür ediyorum.

Öykü ve deneme yarışması düzenlediniz. Bunun çok güzel örneklerinin yazıldığını öğrenmiş durumdayım birazdan ödül töreni yapılacak.Ütopya nedir, Ütopyayla ilgili bilinen tartışmalar nelerdir ? Kısaca görüşlerimi aktarmak istiyorum.Ütopya bir yapancı terim.Çoğumuzun da bildiği gibi bunun kurucusu icat edeni Thomas More.Bundan 500 yıl önce 1535 yılında idam edildi ama idam edilmeden önceki hayatı çok renklidir.  14,15,16. yüzyılda dünyanın merkezi olan Avrupa’nın bir kaç sayılı insanlarından biridir.Yani Thomas More sadece 110 sayfalık bir kitapçık yazmış bir insan değil o günün en büyük filozoflarının , en büyük bilim adamlarının da önünde saygıyla eğildiği çok büyük bir hümanisttir.Hümanizm denince akla Erasmus gelir. Erasmus aynı zamanda onun çok yakın dostudur. Erasmus un “Deliliğe Metiye” diye bir kitabı var. Türkçeye de çevrildi. Aslında bu kitap Thomas More ‘a ithaf edilmiş bir kitaptır.Erasmus gibi büyük bir adam bile kitabını ona ithaf etmiştir. Onu anlatan 5-6 sayfalık mektubu vardır. Onu mutlaka hepinizin okumasını öneririm.

Ütopyanın Türkçeye bir çok çevirisi var. Bu çevirilerden biride bana ait. Kitabın giriş bölümüne Erasmus’un bu mektubunu aldım.Orada okuduğunuz zaman Thomas More’un gerçekten kim olduğunu anlaya biliyorsunuz . Büyük insanlar, derin insanlar öyle kendiliğinden ya da bir kaç kişinin öne çıkarmasından oluşmaz, zaten onu 500 yıl sonra bile eserinin tanıtılması sürekli dile gelmesi boşuna değil.

Ütopya bir kelime oyunudur . Topos dan gelir. Topos mekan demektir. Yunanca bir terimdir. Önüne u olumsuzluk takısı takılarak olmayan mekan türetilmiştir. Biliyorsunuz bizim Türkçe de vardır böyle kelimeler farsça dan gelir bize, namert deriz.Mert kelimesinin önüne “na” eki getirilir ve namert diye olumsuz bir kelime oluşur. Nadide deriz bu şekil bir çok kelime türetiriz.

İnsan geleceğini kurabilmesi için yaşadığı andan itibaren gelecekteki  toplumsal düzeni, aile düzenini, toplum hayatını, eğitim hayatının,teknolojik sistemin, köy ve kentlerin inşası ,mimarisi, en büyük ütopyacılar aynı zamanda en büyük mimarlardır. İnsanlığın ortaya çıkardığı bütün kültür hazineleri, bütün bilimsel eserler önceden kafalarımızda düşünmüş olan tasavvurlardır.Bunlar bizim aynı zamanda yaşam enerjilerimizdir.İnsanoğlu gerçekleştirmek istediği projeleri için yaşam enerjilerini ortaya çıkartır. Geleceğe dair bir projeniz yoksa yaşam enerjinizde olmaz.O bakımdan, ben Ütopyayı her insanın mutlaka ilgilenmesi gereken , onun billincine varması gereken bir oldu olarak düşünüyorum. Ütopya sadece bir metin, hikaye değildir. Bir roman değildir.Bir bilim kurgu film değildir.Aynı zamanda yaratıcılığımızın da kamçılandığı,canlandığı,kanatlandığı bir mekandır ,zemindir.O bakımdan buradan her insanın beslenmesi gerektiğini düşünüyorum.Ütopyayla uğraşan arkadaşlarım en büyük avantajları kendi arkadaşlarına fark atmalarıdır.Ütopyayla düşünenler yaratıcı olurlar.Geleceği tasarlarlar.30 yıldır bu işin peşinde koşturup duruyorum 23 yaşındayken tamamen tesadüf eseri tren yolculuğunda elime tutuşturulmuş bir kitaptan hareketle ütopyalarla haşır neşir olmaya başladım. Muhteşem bir kitaptır o .100 sayfalık bir kitaptır ya da bilim kurgu. Bir solukta okudum. O gün bugündür ütopyaların peşini bırakamıyorum.Ütopik eserler aynı zamanda felsefik eselerdir.Nedir felsefe? Bilgelik arayışı.Bilgelik havada, boşlukta oluşmaz, bir zeminde oluşur.Bilgeliği üzerinde şekillendiği , temellendiği bilgi birikimi vardır,uygarlık bilinci vardır.Uygarlık bilincinden hareketle bilgelik arayışı olabilir.Arayışta zaten kendi içersinde hipotezler oluşturarak başlar.Ütopyalar bu hipotezleri ilk metinleridir.Dolayısıyla bunlar ilk felsefi eserleridir.Felseficilerin ilk başvurduğunu filozof Platon’dur. Platon’un en büyük eseri “Devlet”tir.Her felsefik eser ütopyada içerir. Sadece felsefe değil ilk siyasi metinlerde ütopyadır. O bakımdan ütopyayla uğraşan insanlar hem felsefe alanından hem tarih alanında hem de siyasi alanda ama aynı zamanda resim sanatında aynı zamanda edebiyatta uğraşmış sayılır.Bir sanatçı bir sanat eseri yaratırken düş kurmaktan başka ne yapar.Resim sanatı bire bir yapmak değil ona sanatçının kendisinden bir şeyler katmasıdır.Onlar sıradan insanların keşfedemeyeceği renk cümbüşlerini keşfederler. Öykücülerde öyledir.

Şehir planlamacılığı olmasa nasıl yeni şehirler inşa edebiliriz.Şu an ki mimariden ben hiç memnun değilim o eski güzel nakışlı evlerin tekrar edilmemesi, onların dokusunun devam etmesi yerine kümes hayvanlarının istiflendiği apartmanlar türüyor.Tabi barınma sorunumuz var , insanlarımızın bir yerde barınması lazım ama dokuyu bozuyoruz, kültürel dokumuzu bozuyoruz.Bunun içinde Belediye Başkanlarının ütopyayla ilgilenen mühendislere ihtiyacı var.Mesela ben Belediye Başkanı olsam öykü yazarları yanıma alırım.Çünkü en büyük düş gücü onlarda,en büyük düş gücü sanat eseri yaratanlarda.Ben olsam onlardan yararlanırdım.Ama maalesef onlar öyle yapmıyor, şehir planlamacısı alıyor, bir yerden de kopya çekiyor ,Japonya’dan,Kore’den, Avrupa’da ki şehirlerden kopya çekiyor,kötü kötü , çirkin çirkin binalar yapıyorlar.Bizde onlara öyle bakıyoruz.Oysa ütopya mevcut duruma razı olmamaktır, reddetmektir, daha iyisini düşünmektir. Daha iyisini yapmak içinde uğraşmaktır.Bu bakımdan ütopyayı akademik açıdan değil, severek uğraşmalı.

Programın sonunda öykü yarışmasında dereceye giren ;

  1. Mehmet Uçar
  2. Orçun Üzüm
  3. Serenay Şahin’e ödülleri verildi.Ayrıca konuşmacı Sadık Usta’ya katılımından dolayı teşekkür edildi ve plaket verildi.

Sadık Usta Kimdir?

Uşak Üniversitesi İletişim Topluluğu (4)

1960 yılında doğan Sadık Usta ilk ve ortaokulu Kahramanmaraş’ta okudu.

Yaşamının 16 yılını Almanya’da sürdüren Usta, liseyi Stuttgart’ta Eberhard-Ludwig Gymnasium’da bitirdikten sonra Frankfurt’ta Goethe Üniversitesi’n de tarih ve siyasal bilimler okudu.

Aydınlık, Teori ve Bilim ve Ütopya dergilerinde çalıştı.Bu dergilerde ütopya ve tarih üzerine birçok makalesi yayımlandı.

2012 yılından bu yana Kaynak Yayınları Genel Yayın Yönetmeni olan Sadık Usta Goethe Üniversitesi’nde Ütopya ve Devrim, Türkiye’de Modernleşme Hamleleri (1908-1938) başlıklı yüksek lisans tezini verdi.

Çevirdiği Kitaplar

  • Thomas More, Ütopya, KaynakYayınları.
  • Thomas Campanella, GüneşÜlkesi, KaynakYayınları.
  • Sparta’da Mükemmel Toplum-Likurgos Yasaları, Kaynak Yayınları.
  • Antikçağ Ütopyaları-Platon’dan Jambulos’a, Kaynak Yayınları.
  • Haidar Bammete, İslam’ın İnsanlık Kültürüne Katkısı, Kaynak

Yayınları.

  • Georg Fülberth, Kapitalizmin Kısa Tarihi, Yordam Kitap.
  • Sun Yat-sen, Halkçılık Üzerine, Kaynak Yayınları.

Yazdığı ve Katkıda Bulunduğu Kitaplar

  • Emperyalist Yalan: Ermeni Soykırımı Yalanı, Digital Kültür.
  • Doğu Uygarlığı’nın Yükseliş ve Çöküşü (Samir Amin, HilmiZiya

Ülken ve Hasan Aydın’la birlikte), Kaynak Yayınlar

 

Thomas More Kimdir?(7 Şubat 1478 – 6 Temmuz 1535)

Hans_Holbein,_the_Younger_-_Sir_Thomas_More_-_Google_Art_Project

İngiliz yazar, devlet adamı ve hukukçu.
Yaşamında önde gelen bir hümanist bilgin unvanına kavuşup bir çok kamu görevi üstlendi. Eseri Ütopya ile edebiyatta yeni bir nesil yarattı. 1516’da yazdığı Ütopya’da ideal hayali bir ada ülkenin siyasi sistemini tarif ediyordu. More’un Kral Henry VIII’in İngiliz kilisesinin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935’de Papa Pius XI tarafından aziz ilan edildi. .

7 Şubat 1478’de, Londra’da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More’dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi’ne girdi. Oxford’da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra’ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509’da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More’a adadı. 1517’de Kral’ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525’de Lancaster Düklüğü’nün bakanı oldu. Kral Henry VIII’in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey’i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More’u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531’de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532’de görevlerinden ayrıldı. 1533’de Anne Boleyn’in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı. Parlementonun Anne Boleyn’i İngiltere’nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa’ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başkanı olarak görmediği yönünde bir yalan da önüne işlemiş olduğu bir suç olarak getirildi. Ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535’de idam edildi.

IMG_3892

Uşak Üniversitesi İletişim Topluluğu (1) Uşak Üniversitesi İletişim Topluluğu (3)

855 toplam okunma, 1 günlük okunma

Yorum Yap