Yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe

Yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe

“dostum dostum güzel dostum / bu ne beter çizgidir bu / bu ne çıldırtan denge / yaprak döker bir yanımız / bir yanımız bahar bahçe”

Hasan Hüseyin Korkmazgil*

 

Rota Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü’nün güzel yüzlü güzel huylu can dostları ile yaptığım bir geziyi anlatmak istiyorum bu yazımda sizlere…

Denizli Çameli ilçesinde bu yıl 3. kez düzenlenen, “Gürsu Kargın Yaylası Kar Şenliği”ne Uşak Rota Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü canlarından 30 kişi ile katıldık. Yolumuz üzerindeki doğanın mucizesi, “Kaklık Mağarası”nıngüzellği karşısında nefesimiz tutuldu.

Doğanın mucizeleri sadece burada nefesimizi kesmedi.  Şenliklerin yapıldığı Kargın Yaylası da yukarıda alıntı yaptığım merhum Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirinde tanımladığı gibi, yaylanın bir tarafı karla kaplıyken, karşı tepeler yemyeşil çam ormanı ile kaplıydı. Hiç ressamın çizemeyeceği, en gelişmiş fotoğraf makinalarının bile görüntüleyemeyeceği bir güzelliğe şahit olduk.

Hiç bozulmamış Toros Dağlarının Yörük analarına,  Yine merhum ozanlarımızdan Enver Gökçe’nin dizeleri ile “Senin emekçin olaydım / şen olası türküsü / dost kokusu, dost selamı Türkiye”deyip, Uşak’tan sizlerin selamını götürdük. Etkinlik sonrası da Çameli’nin dost kokusu, dost selamını Uşaklılara taşımak istedik.

Ne yalan söyleyeyim? Bu iki günlük kaçamak bana ilaç gibi geldi.  Hastalıklar, iş için koşuşturmaları arasında Rota canları ile rüya gibi bir iki gün yaşadım.

ROTA’nın kızları dağları aşar düz yolda şaşar

gezi-1

Kuruluşunun üzerinden bir yıl az bir zaman geçmesine rağmen kadını ve erkeği ile kırık yıllık kocaman bir aile olmayı başaran ROTA Canları ile buluşup kaptanımız Korkmaz’ın yönetiminde hareket ettik.

Tabi, ROTA’nın ele avuca sığmaz kızları Turkuaz polarlarıyla fotoğraflar falan çektirip, baya bir sükse yaptılar. Kızlar, aralarındaki dostluğu o kadar ilerlettiler ki, hafta içi de sık sık bir araya gelip görüşüyorlarmış.  Otobüse bindik binmesine de Turkuazlı kızlar ön koltukları hep kapmışlar. Biz erkeklere, “Arkaya arkaya” deyip tekerlek üstüne postaladılar.

Neyse, yola düştük. Karma OSB’ nin orada bir akaryakıt istasyonunda bekleyen üyemiz Haluk’u alacağız. Araç durunca ROTA’nın iki şirininden birisi “Gülşirin Erdoğan” hemşire aşağı indi. Dümdüz yolda ayağı çukura basınca bir düşmesin mi? Yüreğimiz ağzımıza geldi. Allah’tan hemşirelerimiz çok sayıda olduğundan sağlıklı bir şekilde ilk müdahalesi yapıldı. Gülşirin Hemşire, patlak bir kaş ve kas ezilmesi ile hafif hasarlı olarak bu kazayı atlattı.

Yine ROTA’nın can kızlarından Sevil Yıldız da 15 gün önce Kula gezisi sırasında dümdüz olan Tapduk Emre yatırının olduğu yerde düşmüştü. Bizim kızlar sağ olsunlar var olsunlar, dağda tavşan gibi sekip keklik gibi uçuyorlar da düz yolda düşüyorlar. İyi mi?

Yer altındaki gizli Pamukkale ; Kaklık Mağarası

gezi-3

Nasıf Başkanımızın düdüğü ile yeniden hareket ettik. Nasıf Uyar Başkanımız, bazen kendini futbol maçında sanıp hemen düdüğü öttürse de kimseye sarı ve kırmız kart göstermez. Karıncayı bile incitmez. Hatta benim esprilerime bile sadece içinden “La havle” çekip karşılık vermez.

Uşak’tan Denizli’ye geçerken yol üzerinde Denizli’ye 30 kilometre uzaklıkta bulunan Kaklık İlçesindeki yer altı mağarasına da uğradık.

“Aman Allah’ım” yok böyle bir güzellik. Yer altında gizemli bir dünyaya giriyoruz. Burayı 2002 yılında dönemin Denizli Valisi efsane Recep Yazıcıoğlu tarafından turizme açılmış ve tüm dünyanın ilgisini çekmeye başlamış.

Bu mağara için, “Dünyada eşsiz güzelliğiyle her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği Pamukkale’nin yer altında gizlenmiş hali” tanımını rahatlıkla yapabiliriz. Doğal SİT alanı ilan edilen Kaklık Mağarası, 2002 yılında turizme açılmasından sonra ilgi çekmeye başlamış. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan Pamukkale travertenlerinin aynısını bünyesinde barındırmasından dolayı buraya, “Yer altındaki gizli Pamukkale” de denildiğini öğrendik.

Toprağın 5 metre altındaki mağaranın yakınında, sazlıklar arasında yer altından kaynayarak çıkan, serbest veya kanallar içinde akan sular, yöre halkınca “Kokar Hamam Pınarı” olarak anıldığını da öğrendik. Mağara içerisinde faylar boyunca ilerleyen, yüzlerce metre derinlikten yüzeye çıkan kükürtlü ve yoğun karbonatlı bu jeotermal sular, antik Hierapolis’in kurulduğu zamanlardan beri cilt hastalıklarının tedavisinde ve tarla sulamasında kullanılıyormuş.

Mağaradaki havuzlar, Pamukkale’dekine çok benzeyen basamaklar hâlinde üst üste oluşmuş.. Mağara ağzından şelale hâlinde giren sular, bir havuzdan diğerine geçerek güneş ışınlarının gün içindeki geliş açılarına göre her an değişen çok hoş görüntüler oluşturuyor. İşte bu güneş ışıkları ve rengârenk spotlarla yapılmış hoş ışıklandırmalar mağarayı gezen bizlere “Alice Harikalar Dünyasında” hissi veriyor. Duvarlarında yosunlar ve küçük sarmaşıkların büyüdüğü Kaklık Mağarası, gün içinde yeşilin çeşitli tonlarına bürünüyor. İçerideki bitkiler, güneş ışığının da etkisiyle atmosfere son derece ilginç bir güzellik katıyor. Yassı kaplumbağaları, küçücük balıkları yüzünden yarım saate çıkmayı hesapladığımız mağaradan bir buçuk saate çıkamadık.

Işıklar içerinde uyusun, merhum Vali Recep Yazıcıoğlu, bu güzelliği görmeye gelen insanların ihtiyacını unutmamış. Mağaranın dışında yüzme havuzu, restoran, piknik alanları, duş ve tuvaletler yaptırmış.

Piknik alanında Halil İbrahim Sofrası kuruldu.  Can kızlar, kendi elleri ile yaptıkları her türlü yiyeceği ortaya serince çok güzel bir Haili İbrahim sofrası kuruldu ve karnımızı doyurduk.

DOSTLUKLARI VE SICAKLIKLARI YETER

Çameli, Denizli ilinin en güneydeki ilçesiymiş. İl merkezine uzaklığı 112 kilometre olan bu şirin ilçenin bin 300 rakımda olduğunu öğrendik. Çameli büyükşehire bağlı olduğu için köyü yok artık. Çameli’ne bağlı 31 mahalle var. Bu mahallelerle birlikte ilçe nüfusu yaklaşık 19 bin civarında. Merkezde ise 3 bin 500 civarında insan yaşıyor. Çameli’nin alabalığı, elması, fasulyesi, patatesi, fındığı ve en önemlisi cevizinin meşhur olduğunu söylediler.

Tarihçesi ise günümüzden 4 bin yıl öncesine dayanıyormuş. Çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan Çameli’nde dünyanın en iyi kerestesi elde edildiği için eski çağlarda buradan kereste ticareti yapılırmış. Karamanlı Türkleri Uzun yıllar burada ikamet ettiği için cumhuriyetdönemine kadar adı “Karaman” mış.

Yer yer karların olduğu çam ormanlarından tırmanarak Çameli ilçesine doğru yol alıyoruz. Çameli, Fethiye ilçesine 60 kilometre uzaklıktaymış. Yani deniz de ilçeye en fazla bir saat mesafede. Yeni Fethiye yolu yapılıyor. Sanırım mesafeyi de kısaltacak. Çamelilerin umudu olmuş bu yol. Açılınca gelenin gidenin daha çok olacağına inanıyorlar.

Geçen yıl bir arkadaş vasıtasıyla Çameli Belediyesi’nde görevli İbrahim Putgül ile tanışmış, yüz yüze görüşmeden telefonla ROTA dağcılığın katılımını sağlamıştık. Ama ben gidememiştim. Bu İbrahim’den var ya her belediyeye bir tane lazım. Dost canlısı güleryüzlü içi dışında bir oğlan. Çok sevimli.

Kalacağımız Ata Otel’e geldik. Aracımız yanaşır yanaşmaz, ileriden bir karı koca koşarak geldiler ve bize” Hoş geldiniz” diyerek tek tek ellerimizi sıktılar. Yanlarında 3 yaşlarında sevimli topaç gibi bir oğlan var. Adı Ege, en küçük çocuklarıymış.

Bizim grupla geçen yıldan tanışıyorlar. Ben de tanıştım. İrfan Özcan, ilçede avukatlık yapıyor. Denizlive Fethiye’de yıllarca avukatlık yaptıktan sonra 11 yıl önce anne memleketi Çameli’ne yerleşmiş. Burada sakin ve huzurlu bir hayat yaşamak için. Bir de memleketine gelen giden açıkta kalmasın diye eli ayağı düzgün bir butik otel kumuş. Otelin adı da “ATA” adına kurban.

Eşi Canan Hanım sanatkâr, kuyumcu, otelin işletmecisi. Küçük Ege çok yakışıklı ama bakışlarında ve mimiklerinde bir zamanlar çok meşhur olan katil bebek Chucky havası var. Oyun olsun diye mimiklerini sertleştirdi mi insanın ödü kopuyor.

“BANA ÖLECEKSİN DİYEN İKİ DOKTOR DA ÖLDÜ”

Otele yerleşip yemeği yedikten sonra genç bir delikanlı kutusundan kemanını çıkartıp fasıla başladı. Adı Yavuz’muş. Sanırım öğretmen galiba. Ufaktan da demlemeye başlayınca ortam bir anda renklendi.

Birden davudi bir ses bana merhum Hasan Mutlucan’ı anımsattı. Darbe falan yokmuş. Hasan Mutlucan değil, bizim sevimli otelcimiz ve avukatımız İrfan Özcan şarkı söylüyormuş.  O tok sesi ile bizi iyece mest ettikten sonra eşi Canan Hanım ile dans etmeler, birbirinin gözlerine bakarak,” Şarkılar seni Söyler Huysuz ve tatlı kadın” şarkısını söylemeler falan derken muhabbetin dibine vuruyoruz sandım. Asıl muhabbet daha sonra başlayacakmış da haberimiz yokmuş.

Restorana uzun boylu, yakışıklı güler yüzlü genç bir adam girdi. Yanında da biraz daha kısa boylu sarışın güler yüzlü bir genç vardı. Bu genci hemen tanıdım. Sosyal medyadan ve telefonla görüştüğümüz İbrahim Putgül’dü. İlk kez görüşsek de kucaklaştık, ikimiz de tanıştığımıza çok sevindik.

Diğer uzun boylu genç ise Çameli Kaymakam vekili Onur Özaydın’mış. Mütevazı, aydınlık yüzlü, hoşsohbet bir insan. Bizimle şakalaşıyor, şarkılar söylüyor, devlet adamlığı ciddiyetine halel getirmeden tüm efendiliği ile bizden birisi gibiydi. Bize “Hoş geldiniz” demek için otele bizzat gelmesi takdire şayan bir jestti. Genç kaymakam aslen Adanalı olduğunu, mesleğinin tapu sicil müfettişliği olduğunu, 15 Temmuz sonrası kaymakam vekili olarak atandığı ilçeden bir buçuk ay önce Çameli ilçesine atandığını bizlere söyledi.

Kaymakam Bey, 40 yıllık Çamelili olmuş. Çameli’ni bizlere şiir gibi anlatıyor. Çameli’nin havasını güzelliğini ve şifa kaynağı olduğunu vurgulayan bir gerçek öyküyü Kaymakam Beyimizin ağzından aynen sizlere aktarıyorum:

“Bundan 30 yıl önce bir Alman vatandaşına Almanya’da iki doktor da kanser teşhis koyar ve en fazla bir yıllık ömrü kaldığını kendisine bildirirler. Adam ne yapması gerektiğini sorduğunda, imkânı varsa dünyayı dolaşmasını gezmesini önerirler. Türkiye’ye gelen Alman önce Fethiye’ye yerleşir. Bir tesadüf eseri Çameli’ne gelince havasını beğenir ve burada ölmeye karar verir.

Sevimli Alman, bugün 84 yaşında ve hayattadır. Hala Çameli’nde yaşamaktadır. Yaşam sevincini de o kırık dökük Türkçesi ile “Bak sen gördi. Bana ölçek diyen iki doktor da öldü. Ben hala yaşıyor. Niye yaşıyor? Çameli’nin havasından suyundan yaşıyor” diye sevincini dile getirirmiş.”

“SAHADA YABANCI MADDE VAR”

gezi-9

Otelin restoranı dar gelince otelin önüne oynamaya çıktık. Harmandalı, Kerimoğlu, İslamoğlu, Gediz Pazarı telefonu ortaya koyarak oradan gelen müzikle oynuyoruz. İslamoğlu çalarken, oyuna katılan Saadet Görgülü Hemşire de oynuyor oynamasına da oyunu daha çok Trakya yöresinin oyunlarına benziyor.

ROTA’nınbıcırığı Tennur kızım espriyi patlattı. “Dikkat! Sahada yabancı madde var”kahkahalara havada uçarken, Tennur’un nişanlısı Ercan da Saadet Hemşireyi kolundan çekerek, “Abla gel istersen bak bizde bilmediğimiz için oynamıyoruz. Sen de oynamayabilirsin” dedi.

YÜKSEK YÜKSEK TEPELERE EV KURUP TENNUR KIZI AĞLATTILAR

Şimdi, Tennur kızımız, grubun en küçüğü, Aydın’ın Nazilli İlçesinden sağlıkçı olarak Uşak’ta görev yapıyor. Ercan ile nişanlı. Ercan da Afyonlu,Allah mesut etsin, ikisi de birbirine çok yakışıyor ve ikisi de ROTA dağcılığın uğuru olmuş çok sevdiğimiz gençler.

Kimden çıktı bilmiyorum ama birisi, “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar” diye kına gecesi türküsü söylemeye başlayınca, hooop! Ortaya bir sandalye kondu. Hemencecik de Tennur kızı oturtup bizim kızlar çevresinde dönmeye başladı. Mahsusçuktan kına gecesi provası yapıyorlarmış.

Tennur kızın da Temmuz gibi Ercan ile düğünü var. O da kına gecesini gerçek mi sandı nedir? Ağlamaya başlamasın mı? ROTA’nınTurkuazlı kız çetesi, Binbaşı Elvan Bakıcı ve Öğretmen Sibel Uyar önderliğinde temelli coşup kızımı ağlatmak için ellerinden geleni artlarına koymadılar.

KARLAR ÜZERİNDE BATA ÇIKA HARMANDALI

cameli (6)

Bu arada ATA Otel’de bizleri ağırlamak için ne yapacağını şaşıran Canan ve İrfan canların yanı sıra, otel personeli, Mücahit ve Görkem’e de ne kadar teşekkür etsek azdır. Hem akşam yemeğinde hem sabah kahvaltısında bizleri rahat ettirmek için pervane oldular.

Bir de otelin gece bekçisi Hidayet Amca var. Hidayet Amca kamyon şoförlüğü yapmış.  Kendisi 60 yıl hiç aralıksız içki içtiğini şimdi bıraktığını ve 75 yaşında olduğunu söylüyor. Ama gayet fit delikanlı gibi görünüyor. Hidayet Amca, zinde oluşunu Çameli’nin suyuna toprağına bağlıyor.

Kahvaltıya yetişemeyen ev sahibemiz Canan Hanım, kahvaltı bitiminde elinde kocaman bir poşette bize ceviz içi getirmiş. Kahvaltıya yetiştiremediği için özür diliyor. Çameli’nin cevizi meşhur ya bize tattırmak istemiş. Canlarım ya. İnsan duygulanıyor. Bu zamanda kim misafiri için bu kadar özveri gösterir? Demek ki insanlık ölmemiş, sadece biraz daha yüksek rakımlı yerleşim alanlarına çekilmiş.

  1. kez düzenlenen, “Gürsu Kargın Yaylası Kar Şenliği” için aracımızla hareket noktasına geldik. Burada davul zurnalarla karşılandık. Kargın yaylası 4 kilometre tepedeymiş. Bu mesafeyi yürüyerek almaya karar verdik. Karlar üzerinde tırmanmaya başladık.

Yemyeşil çamlar, bembeyaz karlar, bu doyumsuz manzarayı kah seyrederek kah fotoğraf çektirerek hedef ulaştık.  Kargın Yaylası daha da muhteşem bir yer. Güneydeki tepelerle göz alabildiğine karlı. Bembeyaz bir örtü altında. Kuzeydeki tepeler ise yemyeşil çam ağaçları ile dolu. Hava yaz gününden kalma gibi. Bembeyaz karlı ve yemyeşil çam ormanları il kaplı iki tepe arasındaki bu yaylada karlar üzerinde sıcak havada kısa kollu tişörtlerle dolaşmak çok ilginç bir olay ve çok keyifli geldi bana.

Yaylada Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan ile de tanışıyoruz. Cengiz Başkan da ekibi ile bizleri ağırlamak için elinden geleni yapmış. Odun ateşinde ücretsiz çaylar. Çameli’nin meşhur Alabalığı ekmek arasında nefis bir tadı vardı.

cameli (8)

ROTA’cılara oyun deyin göğe direk kursunlar. Uzun zamandır ekip halinde halk oyunları eğitimi aldıkları için ekibimiz, başta Harmandalı, Kerimoğlu Zeybeği ve İslamoğlu, Gediz Pazarı gibi oyunları çok güzel oynarlar.

Yerel sanatçı Alper Çağdaş’ın Ege oyunları çalmasıyla bizim grup karlar üzerinde harmandalı oynamaya başladı. Bu arada bastığımız zeminde karın kalınlığı yaklaşık 50 cm var. Tam oynarken ayağınız bir kara batmaya başladı mı ilginç görüntülere ortaya çıkıyordu.

Uşak Rota Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü’nü yanı sıra; Fethiye Mor Tırnaklar Dağcılık ve Doğa Spor Kulübü, Denizli’den PAKDOS, İyon Dağcılık, MENDOSK  ve Denizli AKUT üyesi yaklaşık 400 doğa sporcusu bu şenliğe katıldı.O gruplarda oynamak isteyen birkaç can da bizlere eşlik etti. Ancak, iki günlük gezi boyunca biz Uşaklılar her yerde farkındalık yarattık diyebilirim.

Yine Türk şiirinin en büyük ustalarından merhum Bedir Rahmi Eyüpoğlu, “Türküler dolusu” adlı şiirinin bir kıtasında; “Ah bu türküler / Türkülerimiz / Ana südü gibi candan / Ana südü gibi temiz” der.

İşte Kargın yaylasında ana südü gibi temiz, ana südü gibi candan analarla tanıştık. Biz, ekip halinde oynarken yerel giysileri ile gülerek aramıza katılan bu Yörük anaları kadın erkek demeden bizlere sarılıyor, karşılıklı oynarken kalçaları ile vuruyor ve yüzlerinden hiç gülüş eksik olmuyordu. Belik de acılara inat hayata gülümsüyorlardı.

Uşak grubu olarak zirveye doğru yürüyüşe geçtik. Bazen çamurda yürüdük. Bazen kar seviyesinin 2 metreyi geçtiği noktalarda bacaklarımızdan kara gömüldük.

Meşhur Erzurum Türküsünde dediği gibi:

 “Dün gece yar hanesinde yastığım bir taş idi. Üstüm yağmur, altım çamur, yine de gönlüm bir hoş idi”

Biz ROTA’cıların da gelecek yıl yapılacak Çameli Kar Şenliğine kadar gönlümüz bir hoş idi.  Çameli Dostlarımızın yüreğine sağlık.

  SALİH KILINÇ / GEZİ YAZILARI

cameli (2)

1,037 toplam okunma, 1 günlük okunma

Yorum Yap